DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

Allah’ın Emir ve Yasaklarındaki Hikmetler

İslam dini insan hayatını her yönüyle bir bütün olarak eke alır. İnsana, dünyada ve ahirette mutluluğa, huzura götürecek yollar gösterir, rehberlik eder. İnsanın inanç dünyası, ibadet hayatı, yeme içme, giyinme, beşeri münasebetler ve sosyal hayat gibi hayatın değişik alanlarıyla ilgili bilgi ve düzenlemeler yapmıştır. Bu bilgilendirme ve düzenleme, insanın yapısına ve donanımlarına aykırı bir yük, yada  insanın onurunu kırıcı bir müdahale değil, aksine onu destekleyen, ona metafizik bir güç ve anlam kazandıran Allah’ın rahmetinin ayrı bir boyutta tecellisinden ibarettir. Zira insanı yoktan yaratan Allah, onun için faydalı ve zararlı olan şeyleri de en iyi bilendir

Allah’ın büyük gördüğü şeyleri büyük görmek, küçük gördüğü şeyleri de küçük görüp öylece kabul etmek kalbin Allah ile irtibatının, takva dairesinde yaşamasının alametidir. Bu, İslam’ın temel bir kuralıdır. Bu hakikat Kur’an da şöyle ifade edilmiştir:’Bu böyledir. Kim Allah’ın şeriatını tazim ederse, şüphe yok ki bu, kalplerin takvasındandır (Hac Süresi 32).Bu itibarla Allah’ın emir ve yasaklarını kredi ölçüleri içinde kabullenme ve hayata taşıma, Allah’a olan imanın, O’nunla irtibatın önemli bir göstergesidir.

Allah, insanı yoktan yaratmış ve onu sayısız nimetlerle donatmıştır. Bu nimetler insana bizzat bahşedlenlerle sınırlı değildir; göklerde ve yerde olan her şey insanın istifadesine hazırlanmış hatta onun emrine verilmiştir. Bu hakikat Kur’an’da şu şekilde ifade edilmiştir: ‘Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen ve görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş? Yine de, öyle insanlar var ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur (Lokman Süresi 20)

Allah gökleri ve yeri yaratandır. Gökten yağmur indirip size rızık olsun diye, onunla türlü türlü meyveler, ürünler çıkarandır. İzni ile denizde dolaşmak üzere gemileri size ram eden, akan suları da, ırmakları da sizin hizmetinize verendir. Mütad seyirlerini yapan Güneş ile Ay’ı size amade kılan, geceyi ve gündüzü istifadenize veren de O’dur. Hasılı O, Kendisinden dilediğiniz her şeyi verdi. Öyle ki Allah’ın size verdiği nimetleri birer birer saymaya kalkarsanız, mümkün değil, onları toptan olarak bile sayamazsınız. Gerçekten insan zalim ve nankördür (İbrahim Süresi 32-34). O (Allah)’ dır ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı (Bakara Süresi 29)

Bu zikredilen ayetlerden şu fıkıh kaidesi alınmıştır: ‘Can, ırz ve namusun dışında varlıkta aslolan, mübah olmadır. Bir şeyin haram olduğuna dair bir delil yoksa, mübah olduğuna hükmedilir’. Helal haram kılma yalnız akıllara kalsaydı, kimi hep mübah der, kimi hep haram der, kimi de şaşırır kalırdı. Nihayet vahyin aydınlığından uzak yerlerde böyle olmuş ve olmaktadır. Burada şuna dikkat etmek gerekir ki, bu serbestlik, insanların hepsine eşit olarak tanınmış, insan insan için yaratılmamış ve birbirlerine mübah kılınmamıştır. Bunun için insanların canları, ırzları birbirlerine mübah değildir. Hatta bir insan kendi canını, ırzını bile dilediği gibi kullanmaya izinli değildir. İnsanlar, kendileri için değil Allah’a kulluk için yaratılmışlardır.

Yeryüzünde mevcut her şeyden insanlar için bir faydalanma yönü vardır. Bu faydalanma şekli bazısında pozitif, bazısında negatif bir durumdadır. Hepsinin faydalı olması, her birinin, her şekilde ve herkes için faydalı olması demek değildir. Bir kısmında zararlı olma durumu da vardır.

Cenab-ı Allah’ın insana lütfettiği helal dairesi geniştir, dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini rahatını isteyen kimseye, meşru dairedeki lezzetler yeterlidir. Helal dairesi keyfe kafi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Helal ve meşru olmayan dairedeki lezzet ve keyiflerde hem dünyevi hem uhrevi birçok ızdıraplar, acılar, sıkıntılar vardır. Helal dairesinde istikamet üzere yaşayanlara Allah’ın ahirette gayet parlak ve daimi bir hayat lütfedeceğini başta Kur’an olmak üzere bütün semavi kitaplar ve fermanlar haber verip müjdelemiştir.

Allah’ın emir ve yasaklarının temelindeki espri şudur: Cenab-ı Hak hakiki mülk ve tasarruf sahibidir. İnsanlar da O’nun kulları ve dolayısıyla mülküdürler. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Öyleyse O, bizim tavır ve davranışlarımızı belirlemede de Mutlak Hakim’dir. Bununla beraber, Allah (c.c) imtihan için gönderdiği insanoğluna bir hilafet manası vermiş, eşyaya müdahale etme hakkı tanımıştır ki, bu izafi malikiyettir. İnsanlar, Allah’ın kendilerinden istediklerine teslim ve tabi olmalı; adiyatta da eşyaya müdahale etme mevzusunda kendilerine tanınan izafi ve nisbi hakkı kullanmalıdırlar.

Allah Resulü, bazı yiyecek ve içecekleri ve bazı davranışları haram kılmış, yasaklamışlardır. Bunlardan bir kısmının neden haram kılındığını açıklamış bazılarını ise açıklamamışlardır. Açıklanan ve deneyerek anladığımız yüzlerce haram ve yasağın ferd ve toplum halinde insanların faydasına, iyiliğine olduğunu, ebedi saadetlerini hedef aldığını görünce, insaflı bir düşüncenin şöyle bir neticeye varması kaçınılmazdır. Aklımızın ve bilgimizin kavrayabildiği bunca haramda bu ölçüde büyük hikmet ve faydalar olduğuna göre, aynı kaynaktan gelen diğer yasaklarında mutlaka hikmetleri olacaktır.

İnanmış bir insanın Allah’ın her işinde ve emrinde bir hikmet ve maslahat olduğunu bilmesi ve buna inanması gerekir. Bununla birlikte Allah’a kulluğu açısından emir ve yasakların hikmet ve maslahatları ne olursa olsun, onları anlasın ya da anlamasın, nasıl bildirdi ve emredildi ise ona göre hareket etmesi ve o onlarda bildiği bilemediği, daha pek çok hikmetler olabileceğini düşünmesi gerekir. Emir ve yasaklarda, görünen bilinen hikmetlerinin yanında kalbin, ruhun, hissin ve sırrın beslenmesi Allah’a teveccühü gibi maslahatlar da olabilir.

Günlük iş ve muamelatımızda helal veya haram kılınan şeylerin akla, mantığa ve hikmete uygun manalar taşıdığı açıkça görülen ve kabul edilen gerçeklerden olsa bile kul, onlarda emredilmiş olmayı esas almalıdır. Böylelikle insan, ibadet ve muamelatını taabbüdilik (sırf Allah’ın emrine uyma) düşüncesiyle yaparsa, kendisini halisane olarak kulluk şuuruna alıştırmış olur.

Kaynak: Akademi Araştırma Heyeti / Bir Müslümanın Yol Haritası / bkz: 601-603

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.