DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

Dünyevileşme Uğruna…

Dünya Nimetleriyle Aldanmak: En çok aldanan insanlar dünya ve dünyanın anlık nimetlerine kanıp bunları ahirete tercih ederek -ahiret yerine- bunlara razı olan kimselerdir. Bu tür insanlardan biri, Dünya Peşin Ahiret İse Veresiyedir. Peşin Olan Veresiye Olandan Daha Çok yarar Sağlar, diğeri Vadedilen İnciye Değil, Peşin Olan Zerreye Bak derken bir diğeri de Dünyanın Lezzetleri Kesin, Ahiretin Lezzetleri İse Şüphelidir. Kesin Olanı Şüpheli Olan İçin Terk Edemem demiştir. Bunlar şeytanın en tehlikeli kandırmacalarından, göz boyamalarındandır.

Meramını ifade edemeyen hayvanlar bile bunlardan daha akıllıdır. Çünkü hayvan, bir şeyin zarar vermesinden korktuğu zaman dövülse bile o şeye doğru gitmez, ona yaklaşmaz. Bu kimselerden bazıları ise tasdik etmekle yalanlamak arasında kalıp helak edecek şeylere yeltenirler.

Bu kesimdekilerden biri Allah’a, Resulüne, Allah’ın huzuruna çıkacağına, amellerinin karşılığını göreceğine iman etmişse, insanların en çok pişmanlık yaşayanı olacaktır. Çünkü sözü edilen tavrı bile bile sergilemektedir. Şayet Allah’a ve Resulüne imanı yoksa, o zaten çok çok uzaklardadır

Peşin Olan, Veresiye Olandan Daha Hayırlıdır sözünü dillendirenlere şöyle cevap verilir;

Peşin olanla veresiye olan eşit durumda olduğunda peşin olan daha hayırlıdır. Ama aralarında fark olur da veresiye olan daha fazla ve daha üstün olursa, veresiye olan daha hayırlıdır.

Dünya hayatı en başından sonuna dek tamamıyla, ahirette ki tek bir esinti mesabesinde iken ahiret hayatı nasıl daha hayırlı olmasın ki?

Dünya ile ilgili bir hadis-i şerifte

Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Ahirete nispetle dünya, içinizden birinin parmağını denize daldırması misaline benzer. Parmağının geriye neyle döndüğüne bir baksın

Peşin olan minicik bir damlanın deniz gibi veresiyeye tercih edilmesi ne büyük bir aldanış, ne çirkin bir cehalettir!

Baştan sona dünya hayatının tamamının ahiret hayatına nispeti böyle olduğuna göre bir insan ömrü kadarlık bir sürenin ahirete nispeti ne kadardır?

Akıl sahibi biri için hangisi daha evladır?

Ahiretteki daimi hayırdan mahrum kalıp bu kadar az bir süre için elde edilecek olan dünya mı, yoksa kısa zamanda kesintiye uğrayacak olan değersiz ve ufak bir şeyin; değer biçilmeyen, sınırı ve sonu olmayan, süresiz olan bir şeyi elde etmek için terk edilmesi mi?

Kesin Olanı Şüpheli Olan İçin Terk Edemem sözüyle ilgili olarak da şöyle söylenebilir:

Senin Allah’ın vaad ve vaidi ile Resulünün doğru sözlü ve dürüst oluşu konusunda şüphe etmen ya da yakine sahip olman mümkündür. Şayet bu hususlarda kesin inanca sahipsen, yakın zamanda fani olacak ve kesilecek olan anlık bir zerreyi hiç kesilmeyecek olan ve şüphe taşımayan bir şey için terk etmiş olursun

Şayet şüphe içindeysen, Rab Teala’nın; varlığına, kudretine, meşietine, vahdaniyetine ve peygamberlerinin Allah’tan alıp bildirdikleri şeyler konusunda doğru sözlü ve dürüst olduklarına delalet eden ayetlerine müraccat etmelisin! Kendini vererek Allah için ya bizzat kendin incele ya da başkalarıyla tartış ki peygamberlerin Allah’tan alıp bildirdikleri şeylerin şeksiz şüphesiz hak olduğunu anlayasın! Bu alemin yaratıcısının, göklerin ve yerin Rabbinin, Peygamberlerin O’nun hakkında vermiş oldukları haberlere aykırı bir durumdan çok çok yüce olduğunu, mukaddes ve münezzeh olduğunu kavrayasın! Peygamberlerin bildirdiklere şeylere aykırı özellikleri O’na nispet edenler Allah Teala’yı kınamış, yalanlamış, rabliğini ve hükümranlığını inkar etmiş olurlar.

Selim fıtrata sahip olanlara göre, hakiki hükümran olan Zatın; aciz veya hiçbir şey bilmeyen cahil ya da hiçbir şey işitmeyen, görmeyen, konuşmayan, emretmeyen ve yasaklamayan, sevap ve ceza vermeyen, dilediğini aziz, dilediğini zelil etmeyen, hükümranlık alanının dört bir yanına elçilerini göndermeyen, hükmü altında bulunanların durumlarıyla ilgilenmeyen biri olması,bilakis onları kendi hallerinde başıboş bırakması, ihmal etmesi muhaldir / imkansızdır.

Böyle bir durum beşeri hükümdarları dahi yaralayan, onlar için dahi mümkün olmayan bir durumdur ki hakiki ve apaçık hükümran olan Allah’a böyle bir halin nispet edilmesi nasıl mümkün olabilsin?

İnsan, ilk nutfe halinden başlayıp kemale erinceye ve dengeli bir yapıya kavuşuncaya kadar hangi hallerden geçtiği üzerinde düşünse, kendisine bunca özeni gösteren, halden hale geçiren, evreler arasında evirip çeviren Yüce Zatın, kendisini ihmal etmesinin, başıboş bırakmasının, emir ve yasaklar koymamasının, yerine getirmesi gereken haklar olduğunu bildirmemesinin, sevap ve ceza vermemesinin o yüce Zat’a layık olmayan bir durum olduğunu anlayacaktır.

Kul hakiki anlamda kafa yorsa, gözleriyle gördüğü veya görmediği her şeyin; tevhidin, nübüvvetin, ölümden sonraki dirilişin ve Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna delalet ettiğini anlayacaktır. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. hala görmüyor musunuz? ayeti sırasında yer vermiş ve insanın kendisinin, bir Yaratıcısı olduğuna, onun tevhidine, elçilerinin doğru sözlü olduğuna ve kemal sıfatlarının sabit olduğuna delil olduğu açıktır.

Neticede anlaşılmaktadır ki bu ziyankar kişi, iki ihtimale göre aldanmıştır; tasdik etmesi ve kesin olarak inanması ihtimaline göre de, yalanlaması ve şüphe duyması ihtimaline göre de aldanmıştır.

Bir yandan Ölümden Sonra Dirilmeye, Cennet ve Cehenneme dair  Hiçbir Şüphe Duymayan Tarzda İmana sahip Olmak ve Bir yandan da Amelden Geri Kalmak..

Bu ikisi nasıl olur da bir arada barınabilir? En çetin şekilde cezalandırılmak veya dört dörtlük bir ikrama mazhar kılınmak üzere bir kralın huzuruna götürülmek istendiğini öğrenen insanın hiç aldırmadan gafletle geceyi geçirmesi, kralın huzurundaki halini hiç düşünmemesi, hazırlık yapmaması, kendine çeki düzen vermemesi insanlık tabiatına uygun bir davranış olur mu? diye soracak olursan…

Cevaben şöyle denir;

Allah için bu, gerçekten çok doğru ve çoğu insanın aklına gelebilecek bir sorudur.Bu iki şeyin (sarsılmaz imana ssahip olmanın ve amelden geri kalmanın) bir arada barınması gerçekten hayret verici hallerdendir


Kaynak: İbnu’l Kayyım el-Cevziyye / ed-Dua ve’d Deva (Kalbin İlacı) / bkz : 91-95

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.