Eşsiz Mucize Kur’an-ı Kerim ve Delilleri

    A+
    A-

    Yetiştirdiği ve Benu Sa’d kabilesinde çocukluğunu geçiren ‘Sen bundan evvel hiç bir kitap okur değildir. Elinle de yazmadın (1) ayetinin muhatabı olan, okuma yazma bilmeyen (ümmi) Hz Muhammed, Ummu’l-Kura (Mekke) de alemi ıslaha kalkıştı ve ömrünü, kendisinin ilahi bir vazife ile gelişini kabul etmeyen insanlarla, kavimlerle mücadele ile geçirdi, herkesi aciz bırakan ve dehşete düşüren bir kitapla geldi. Bu kitap, gizli bir belagat ve ikna edici delillerle gelmiş, ilim ve felsefe alanına girmiş, tıp, tabiat, arz ve semanın oluş kanunlarının sırlarından bahsetmiştir. Zamanın ilim, fen ve edebi sanatlarından hiç birine vakıf olmayan bir zattan, her yönü ile mükemmel bir eserin zuhuru, elbette bir mucizedir.

    Şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim de, ilim adamlarını, feylesofları ve fakihleri aciz bırakan yönler mevcuttur. İnsanların inancını, ibadetlerini, ahlaklarını ıslah edip kardeşliği tesis, adaleti tevzi etmesi, mali işleri ıslah, kadına şahsiyet kazandırması, akıl ve fikirleri hürriyete kavuşturması, hidayete sevketme gayesine uygun olarak, tabiat ilimlerini kendine konu yapması, mazi, hal ve istikbale ait gayb haberleri, bizzat Peygamber tarafından bile Kur’an’ın tebdil edilmemesi ve Ben ancak bana vahyolunana uyarım (2) demesi gibi hususların ümmi bir kimseden zuhut etmesi, mucizeden başka ne olabilir?

    İşte bu hakikat karşısında, Velid, Lebid, A’şa ve Ka’b b. Zübeyr gibi belagat üstadları, Kur’an’ı her yönü ile takdir etmişler, kendilerini sihirleyen bu üslub karşısında yedi askı adıyla Kabe’nin duvarlarına asılan İmreu’l-Kays, Tarafa b. Abd, Ka’b b. Zübeyr, Amr b. Kulsüm gibi burcuna erişilmeyen şairlerin şiirleri, Kur’an’la mukayese edildiğinde, kuvvetli elektrik ampulleri karşıısnda duran mum ışığı müsabesinde kalmış ve utanma duygusu ile yerlerinden indirilmiştir.

    Kur’an büyük küçük ayırt etmeksizin her yaştaki insanlara kendini dinletmesini bilmiş, onlara imanı aşılamıştı. Gönüllere hoş gelen üslubu sayesinde, en büyük düşmanları bile onu dinlemekten kendilerini alıkoyamamışlardı. el-Velid b. el-Muğire, Ahmed b. Kays, Ebu Cehl b. Hişam gibi Kureyş’in ileri gelenleri, Kur’an’ı dinlememek için birbirlerine söz vermiş olmalarına rağmen, geceleri gizli gizli Kur’an dinlemeye teşebbüs etmeleri, Hz Peygamber”i yok etmek kastı ile harekete geçen Ömer b. Hattab’ın Müslüman oluşu, en-Necm süresinin son kısmındaki Allah’a secde ediniz ve O’na kulluk ediniz ayetleri, Hz Peygamber tarafaından mümin ve müşriklerin bulunduğu bir toplulukta okununca, Müslümanlarla birlikte müşrikler de yere secdete kapanmışlar, yere secde yapmayı gururuna yediremeyen Ümmeye b. Helef, yerden bir avuç toprak alarak, onu alnına götürmesi, Hz Peygamber’i girdiği teşebbüsten vazgeçirmek için nasihatta bulunan Utbe b. Rebia’ya cevap mahiyetinde okunan Fussilet Süresi’nin ilk ayetleri, Utbe’yi dehşet ve hayrette bırakmış ve kendisini bekleyenlere Ondan öyle şeyler işittim ki, ömrümde benzerini işitmiş değilim. Bu sözler ne şiir, ne sihir ne de kehanettir. Bunlardan hiçbirine benzememektedir. Ey Kureyşliler! Bana kulak verin ve beni dinleyin. Onu kendi haline bırakmanızı tavsiye ederim. Eğer o, muvaffak olamazsa, Arabistan onu kahveder. Eğer muvaffak olursa, onun zaferi, sizinde zaferini demektir demesi, Kur’an’ın cezbedici füsunkar üslubu değil de nedir?

    Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2007 / Sayı: 2 / bkz: 10-11(1- Ankebut 48)  (2- Yunus 15)

    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.