DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

İdeal Bir Din Görevlisi Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır?

Kişinin inanç, düşünce ve görüşleri ile davranışları arasında bir uyum olmalıdır. eğer böyle bir uyum yoksa samimiyetsizlik ve gayr-i ahlaki bir durum ortaya çıkar. Eylemler ve söylemler her zaman bir olmalı, özü sözü aynı olmalıdır. Mevlana’nın da dediği gibi: Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol düsturuna uygun tavır içerisinde olanlar tutarlılık içerisindedirler. Aksi durum, insanı ikiyüzlülüğe ve samimiyetsizliğe götürür. Hz Peygamber, ömründe hiçbir zaman yapmadığı şeyleri söylememiş, söylediği şeylerin de tersini yapmamıştır. Hiç bir kimse yaşadığı sürece Hz Peygamber’e bize söylediklerini, tebliğ ettiklerini kendin yapmıyorsun veya söylediklerinin aksini yapıyorsun diyememiştir. Çünkü Hz Peygamber bütün söylediklerini önce kendi şahsında uygulamış, sonra da diğer insanlara tebliğe etmişir.

Dinleyici kesimi, salt dinlemekle yetinmeyip, konuşanın hal/hareket ve davranışlarının sözleriyle bağdaşıp bağdaşmadığını da kıyas eder, söz ve davranışları uyumsuzluk arz ediyorsa neticede karşı tarafı etkileyememe durumunun ortaya çıkmaı kaçınılmazdır. Ayet bu noktada şu uyarıyı yapıyor: Ey insanlar, yapmadığınız şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz? Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur (Saff 2-3). Davetçinin bu gibi hususlarda onurunu koruması ve düşük hareketlerden uzak durması gerekir. İlim sahibinin onuru, ilmi verilen değerin bir ifadesidir.

İlmine uygun hareket etmeyen karşı tarafa müspet etki edemez, söyledikleri, yağmur damlalarının sert kayalardan kayması gibi kalplerden silinip gider. İlmiyle amel etmeyen, başkalarını iyileştirdiği halde kendi hastalığına çare bulamayan doktor gibidir. İlmiyle amil olmayan alim, aynı zamanda elinde ışık tutan amaya benzer.

Samimiyet, şüphesiz insanın yalnız sözlerinde değil, aynı zamanda fiil ve hareketlerinde de doğru olmasını ve sözleriyle fiil ve hareketleri arasında tam bir uyum bulunmasını gerektirir. Söylediği sözlerle hareketleri birbirine uymayan ve söylediğinin aksini yapan kimselere hiçbir zaman itimat edilmez. Bu gibi kimseler, daima halkın tepkisine maruz kalırlar ve şiddetle kınanırlar. Vaiz ile dinleyenin durumu, tedavi eden ile tedavi görenin durumu gibidir. Bir hekim, insanlara şu şeyi yemeyin, zira zehirlidir deyip daha sonra da onu kendisi yerse, o insanların gözünde hangi duruma düşerse; vaiz de yapmayın dediği şeyleri kendisi yaparsa aynı duruma düşer. Bu söylediklerimiz sadece vaizlere mahsus bir durum olmayıp, din hizmetlerini yürütenlerin tamamına aittir.

Dini ve manevi değerlerle sürekli meşgul olan kişinin, İslam ahlakını tüm yönleriyle kendi şahsında yansıtması bir zorunluluktur. Özellikle din adamı, Hz Peygamber’in ahlakıyla bağdaşmayan davranışlardan kaçınmak için de ayrı bir çaba sarf ederek, kendi iç dünyasındaki riya, kibir, bncillik, haset, cimrilik, öfken, kin, intikam gibi zemmedilmiş huylarla mücadele etmeli ve bu zaafların üstesinden gelme yolunu bulmak onun sorumlulukları arasında yer almaktadır. Çünkü o evrnsel bir davanın adamıdır. Basit ve süfli bir takım işlerin adamı değildir, gayesiz ve hedefsiz de değildir. Onun için başka mesleklerle kendini kıyaslaması hiçbir zaman doğru olamaz.

Neticede bir din görevlisinin, kendisiyle ve çevresiyle barışık, başta ailesi olmak üzere geçim sahibi, çevresindeki insanlara her açıdan örnek teşkil edecek nitelikler ve ahlaka sahip olması hedefi olmalı ve bütün bunları kendi hayatında uygulamalıdır.

Din hizmetlerini yerine getirenlerin sahip olmaları gereken hususlardan biride, yeterli mesleki donanıma sahip olmalarıdır. Bu kişiler, genel kültür, kişilik, alan bilgisi ve meslek bilgisi, meslek ahlakı, öğretim metodu, disiplin anlayışı, iletişim kurma becerisi, pedagojik formasyon ve beşeri münasebetler açısından dinin, ilmin ve çağın şartlarına göre yetiştirilmelidir. Günümüzün hızla değişen ve gelişen şartları, ilgi ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak gerekli atılımlar ve yenilikler yapılmalıdır.

Kaliteli dini hizmetler için, meslek eğitimi yeterli değildir. İlim ve hizmet kalisinde ulaşmayı hedef edindiğimiz Batı’da köy papazlarına kadar tüm din görevlileri yüksek öğretim mezunudurlar. Ülkemizin kültür seviyesine uygun olarak, bizim de din hizmeti görevlilerimizin yüksek öğrenim görmüş olması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi, halkımızın hakkıdır.

Kimi din görevlileri, günümüz dünya şartlarına, gelişen bilim ve teknolojiye aykırı, aktüaliteden uzak, tarihin derinliklerinde kalan, İsrailiyat kabilinden şeylerden bahsederken, buna karşılık kimileri de, aktüaliteyi yakalamak uğruna, ayet ve hadislerden, İslam’ın özünden uzak ve hatta ona ters düşecek olaylardan bahsedilmektedirler. Hızla gelişen ve değişen dünyada kendi toplumunun gerisinde kalan bir din görevlisinin, o toplumun eğitimine kazandırabileceği fazla bir şey yoktur

Din hizmetlilerinin en başta gelen görevi, irşat ve tebliğdir. Bu görevi yapanlar sık sık kendilerini kontrol ederek ne anlattıklarını, nasıl anlattıklarını ve dinleyici kesim üzerinde etkilerinin ne olduğunu ve kalıcılığını zaman zaman ölçmeli ve bu alanda anketler yapmalıdırlar. Ne verebildim, ne kadar etkiliyim, insanların ihtiyacı nedir, benden ne bekliyorlar gibi hususlar geri bildirim metoduyla ölçülmelidir. Bunu test etmek veya anketlerle bu durumu tespit etmek, daha üstün başarılar için fevkalade önemlidir. Nitekim bu tür anketler ve tespitler okullarda yapılmaktadır. Bunun yapılmasını da eğitim bilimleri ön görmektedir.

Konuşmalarda kullanılan dil ve üslup da sık sık eleştirilen konular arasında yer almaktadır. Dolayısıyla konuşmalarda kullanılan dil önemsenmeli ve nasıl bir dil kullanıldığının bilincinde olunmalıdır. Dinleyici kesimi kullandığı dili, kullandığı kelime ve kavramları anlıyor mu, anlamıyor mu bunun tespiti yapılmalıdır. Ayrıca kullanılan dil ve üslubun dinleyici kesimin seviyesine uygun olup olmadığı düşünülmelidir. Amaç, anlatılanların anlaşılması ise, bu arzu edilen bir şekilde gerçekleşmelidir. Ürkütücü, korkutucu, uzaklaştırıcı, nefret ettirici üsluplardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Konuşma esnasında argo kelimelere de yer verilmemeli, cemaati aşağılayıcı, kırıcı, rencide edici ve kızarcasına konuşmalar yapılmamalıdır. Konuşmalarda müphem, kapalı, anlaşılmayan, çetrefilli uzun cümleler kulanılmamalıdır.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2008 / Sayı: 2 / bkz: 61-69

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.