DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

İman ve (Salih) Amel Arasındaki İlişki ve Önemi

131
A+
A-

Amelin imanın hakikatine dahil olmadığını ve imanın tasdik manasına gelmesi sebebiyle amelinden dolayı bir insanın imanını kaybetmeyeceğini belirtmiştik. Ehl-i Sünnet uleması kim zerre kadar hayır işlerse bunun karşılığını görecektir ayetini delil getirerek en hayırlı bir iş olan imanın mükafatını görmek üzere müminin sonunda cennete gideceğini belirtir. Bu itibarla bir müminin günahlarının karşılığı, azaba müstahak olması veya amellerinin sevabı nispetinde cennet nimetlerinden faydalanması naslarda ifadesini bulan önemli bir esastır.

Ehl-i Sünnet ulemasına göre bir Müslüman işlediği günahlarını affettirecek bir tevbe yapmadan ölür, bir şefaate de nail olamaz ve Allah Teala’nın rahmetine de ulaşamaz ise kötü amelleri yani günahları derecesinde cehennemde cezasını çekip imanın mükafatını almak için cennete gidecektir. Sünni alimler: Kafirler keşke biz de dünyada iken Müslüman olsaydık diye arzu ederler ayetinin iman sahiplerinin cehennemden çıktığını gören inkarcıların halini ifade ettiğini belirtmektedirler

Amelsiz bir imanın kişiyi ölümünden sonra hemen cennete götürmede yeterli olmadığı ayetlerde beyan edilerek, imandan sonra bir takım amellerin yerine getirilmesi Cenab-ı Hak tarafından istenmiştir.

Hz Allah kendisine şirk koşanların ve haram kıldığı günahları işleyenlerin azaplarını kıyamet gününde kat kat arttıracağını belirttikten sonra, ancak tövbe ve iman edip salih amel işleyenler müstesna buyurarak cehennem azabından kurtulmak için imanı yeterli bulmayıp tövbe ile beraber salih amel işlenmesini istemiştir.

Bir başka ayette: Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşılık kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennetin köşklerinde emniyet içindedirler buyrularak, Allah’a yaklaşmak ve cennetin köşklerine nail olmak için imandan sonra amel-i salih işlenmesini (Sebe 37)istemiştir.

Ben de Müslümanlardan biriyim dediği halde amel-i salih işleyip insanları Allah’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet 33) ayetiyle de İslam nimetinin yanında güzel amel işleyerek insanları Allah’a çağıranlar övülmüştür.

Ahirette korkusuz ve üzüntüsüz bir hayata ulaşmak için Hak Teala şöyle buyurmaktadır:

Her kim Allah’a ve ahiret gününe inanıp, salih amel işlerse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar (Maide 69)

İman edip salih amel işleyenlere, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele (Bakara 25)

Bu ayetlere, korkusuz ve üzüntüsüz bir hayat, cennet nimetlerinden ebedi olarak istifade imkanının, iman ile beraber salih amel işleyenlere verileceği bildirilmiştir. Ayetlerde vaat edilen cennet ve nimetler; iman ile iktifa etmeyip, imandan sonra Allah’ın rızasını kazanacak şekilde hareket edenler içindir. Nitekim İmam Maturidi, iman edip salih amel işleyenlere müjdelenen nimetleri belirten ayetin, amelin imandan ayrı olduğuna delalet ettiğini ancak amel-i salih işlemeyenlerin bu müjdeye nail olamayacaklarını da delil olduğunu belirtmiştir.

İyi amellerin mükafatlandırılacağını belirten ayetlere ilave olarak, kötü işleri yapanların da cezaya uğrayacaklarını beyan eden ayetlerin bazısı da şöyledir:

Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve hayatlarında kendilerini, inanıp, iyi amel işleyen kimselerle bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar? (Casiye 21)

İnsanların kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzel bozuldu ki, Allah dünyada yaptıklarının bir kısmını (cezasını) onlara tattırsın. Umulur ki (Allah’ın yoluna) dönerler (Rum 41)

Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder (Şura 30)

Bu ayetlerde insanların amellerinden doalyı birbirlerinden farklı oldukları ve yine amelleri sebebiyle birtakım musibet ve sıkıntılarla karşı karşıya kaldıkları açıklanmaktadır.

Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun (Tahrim 6) ayetinde de Hz Allah, iman sahiplerine kendisini ve ailesini cehennem ateşinden korumalarını emretmiştir. Sadece iman kişiyi cehennemden korusa idi, iman edenlere böyle bir hitap manasız olurdu.

Bir hadiste: Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girerler. Sonra Hz Allah: Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan cehennemden çıkar buyurur. Daha sonra onlar cehennemden çıkarlar buyrulmuştur.

Bu hadis-i şeriften, iman sahiplerinden bir kısmının cehenneme gideceklerini ancak cehennemde ebedi kalmayacakları anlaşılmaktadır.

Resulüllah’ın (s.a.v) hayatı incelendiğinde, onun söylediklerine ve inandıklarına uygun bir yaşayışının olduğu görülür. Onun hayatı, canlı bir Kur’an-ı Kerim gibi şekillenerek, İslam’ın esaslarının sadece bir inanç sistemi veya sözlerden ibaret olmayıp, bir hayat tarzı olduğunun en güzel örneğidir. Fahr-i Kainat’ın, Allah Teala tarafından en güzel örnek gösterilmesi bunun delilidir.

Ashab-ı Kiram da inandıkları değerlere bağlı kalmanın yanında, öğrendiklerini hemen hayata geçirerek, inandıklarını ve söylediklerini yaşamak konusunda son derece dikkatli davranmışlar, bildikelriyle amel etmedikleri takdirde uhrevi mesuliyetten korkmuşlardır.

Bir çok ayette Müslümanlardan bildikleriyle yaptıklarının aynı olması istenmiş, öğrendikleriyle amel etmeyenlerin yanlışlığına dikkat çekilmiştir.

Ehl-i Sünnetin uleması; imanın teşekkülü konusuna sistematik bir şekilde yaklaşıp, sadece ve net olarak imanın mahiyetini ortaya koymuşlardır. Sunni alimler, bu hususta vardıkları neticenin ilerde nasıl sonuçlar doğuracağından çok, konunun naslar çerçevesinde doğru olarak anlaşılmasına ve izahına çalışmışlardır. Bir kimsenin iman veya küfre nispetinin ehemmiyet ve hassasiyetini dikkate alarak, adeta kılı kırk yararcasına düşünerek ve araştırarak iman konusunu açıklığa kavuşturmuşlardır.

Ehl-i Sünnetin bu tavrının doğru olarak ortaya konmasından başka, günahlarından dolayı ümitsizliğe kapılıp kendilerini daha çok kötülüğe sevk edecek insanları engellemede de büyük tesirinin görüldüğü söylenebilir.

Sünni kelamcıların iman konusuna bu şekilde yaklaşmaları, tarih boyunca Müslümanların birlik ve beraberlik içinde, huzurlu bir şekilde yaşamalarına büyük katkı sağlamıştır. Bidat fırkalarının bir kısmının yaptığı gibi, amellerinde ki eksiklikleri veya yanlışlıkları sebebiyle Müslümanları küfre nispet etmek veya imansız diye hüküm vermek; dinen yanlış olmanın yanında, İslam toplumunun huzurunu bozar ve kargaşaya sebep olur. Bu hususa tarihte Harici’lerin, insanların küçük bir hatasından doalyı İslam’dan çıktıklarına hükmedip, masum insanları öldürmeleri neticesinde İslam coğrafyasında estirdikleri terör havası önemli bir örnektir.

Ehl-i Sünnet uleması, imanla amel arasında bir ayırım yaparken, hiçbir zaman amelleri önemsiz veya ikinci planda kalan hususlar olarak görmemişlerdir. Hatta  bir takım amellerin; istihlal, istihza ve istihfaf gibi sebeplerle kişiyi küfre götüreceğinden hareketle bu konuda çok dikkatli hareket etmişlerdir.

Bir Müslümanın inancıyla amelinin uyum içerisinde olması, kuvvetli bir imana sahip olduğunun alametidir. İman esasları, bir aacın aslını ve gövdesini oluştururken, ameller o ağacın yapraklarını ve meyvesini teşkil etmektedir. Myve ve yaprakların oluşması için gövdeye ihtiyaç bulunduğu gibi, yaprakları ve meyvesi olmayan bir ağacın kayda değer bir faydası söz konusu değildir. Ayrıca yaprakları olmayan bir ağacın hayatını devam ettirmesi çok zor olduğu gibi, kurumaya başlayan bir ağacın ilk alameti onun yapraklarının sararıp solması ve dökülmesidir.

Sonuç:

İmanın tasdik manasına gelmesinden dolayı, bunun gerçekleşmesi için iman edilecek hususların hepsinin kalben doğruluğunun kabullenilip benimsenmesi zorunlu olmaktadır. Bu manada tasdik ya vardır veya yoktur. İkisinin arasında bir merhale bulunmamakta ve tasdik gerçekleşmeden önceki durumlar iman yerine geçmemektedir.

Tasdik olmadığı müddetçe imanın gerçekleşmesi mümkün olmadığı gibi, tasdik gerçekleştikten sonra da imanın oluşması için artı bir şeye ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu itibarla imanda fazlalık ve noksanlığın olması söz konusu değildir. Ancak, ilk başta icmalen inanılan esasları daha sonra tafsilatlı öğrenilerek, doğruluğu kabul edilebilir. Bir Müslüman il başta Hz Muhammed’i (s.a.v), Allah tarafından getirdiği hususlarda topluca tasdik ettikten sonra, bu hususların Allah’a, meleklerine, Peygamberlerine vb şekilde sayarak tafsilatına inanmakla, önceden oluşan imanını arttırmış olmaz. İman gerçekleştikten sonra Müslümanın mükellef olduğu ibadetleri yerine getirmesinin imanın nurunu kuvvetlendireceği söylenebilir.

Ulemadan bir kısmının imanı tahrif ederken, ikrar ve tasdikle beraber ameli de zikretmeleri, ilk Müslümanların inandıklarının gereğini yerine getirme konusunda gösterdikleri başarının devamını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu alimler, amel imandan ayrıldığı takdirde, amelin öneminin azalmasından endişe etmişlerdir.

Ameli imandan gören alimler, amelindeki bir noksandlığından dolayı bir Müslümanın kafir oalcağını sölememişler, ancak kamil bir Müminin ibadetleri yerine getireceğini ifade ederek, imanın meyvesi olan amellerin önemi ve fazileti üzerinde durmuşlardır.

Amel imandan bir cüz olmamakla birlikte, bunun amelin önemsiz olduğu şeklinde anlaşılması doğru olmaz. Zira kuvvetli ve kamil bir imana sahip olan müslüman, inancının gereklerini yerine getirir. İman kişiyi cehennemde ebedi kalmaktan kurtarmakla birlikte, orada hiç azap görmemesi için yeterli değildir. Bu itibarla azaptan kurtulmak ve cennetin yüksek makamlarına ulaşmak için amele ihtiyaç bulunmaktadır.

Kaynak: Diyanet İlmi Dergisi / 2008 / Sayı: 2 / bkz: 139-144

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.